BİR YAŞANA(MAYA)NIN PARANTEZ İÇLERİ...! - Blogcu


BİR YAŞANA(MAYA)NIN PARANTEZ İÇLERİ...!

3/7/2008 - Kelimelerin namlusunda ağlattım içimdeki çocuğun gözbebeklerini...!


İsmail SARIGENE

Kimler, ne karalamış... (27) :: Birşeyler karalamak ister miydiniz... ::

4/6/2008 - Hala, cerahati bitmemiş bir ayrılığın narkozunda yüreğim...!

Belki de ölümün gizli provasıdır ayrılık...
Aldığın her nefes yalnızlığın zabtına geçmiştir
Gülümsemelerin solduğu yüz çukurlarından savruluyor
Aşkın imla hataları;
Virgüllerin beli kırılır satır ortalarında
Ve noktasız, sorusuz, işaretsiz
Hatta ünlemsiz satır sonları...

Gidenden sadece "hatıralar" kalır
Boylu boyunca pişmanlıklar uzanır dözyaşlarınla deştiğin yastık kenarlarına
Zaman durmuş gibi gelir sana, herşey bitmiş gibi
Sona yaklamış gibi susakalırsın kapı diblerinde
Giden, gider velhasıl
Perdelerimden taşınır güneş
Varlığında konuşmayan duvarlar, cümleleri sırtına yüklenip
Kirpiklerinde oyalanır kuru ayazlar
Giden, daha gitmeden gömer seni
Ve sen, sesini yitirmiş bir rüzgar gibi kalakalırsın mevsimlerin ayak ucunda
Sonra konuşmak, deli haykırmak istersin
Ama beceremezsin...

Sonra ömür boyu susmak, ya da delice ağlamak istersin... Onu da beceremezsin...
Saklasan da içindeki yalnızlığı, seni ele verir ıslak kirpiklerin....

Akşamın karanlığı düşer ayak uçlarına
İcinde birikmiş özlemi anlatacak birisini ararsın, ya da sıcak bir omuz
Ama bulamazsın
Kimsesizliğin sert rüzgarı yalpalar yüzünü ve sonunda pes edersin
Yenilirsin
Sonra da esaretin başlar gri gökyüzünün altında...

Gün gelir ölümü arar olursun
Yenilgiyi kabul etmiş bir asker gibi diz çökersin mağlubiyetin iki yüzlü gölgelerine
Ve beklerken ölümün saatsiz sırasını, gözetlerken Azrail`in gececeği tozlu yolları
Kelimelerinle yalnızlığın kıyısına kusarsın çığlıklarını.
Gözyaşın akmaz sanırsın, oysa iç cebinde biriktirdiklerin ayrılığın tek şahididir.
Baktığın her kadın gideni hatırlatıyorsa
Dudaklarında yüreğin yavaş yavaş soluyorsa, susmaya mecbursun
Yalnızlığın ayak dibine düşmüşsen bir kere, kalkmak için bir el arama etrafında..
Ve boşa çabalama, artık yenilmişsindir
Tüm zaferler senin eserindir artık...

Hayata cezalar kesercesine, hala sol yanım içten ice kanamakta
Hala cerahatı bitmemiş bir ayrılığın narkozunda yüreğim
Ve soğuk parmak uçlarım, ısrarla onun adını gökyüzüne karalamakta...

Sensiz ölmeyi göze alıp ölemiyorsam
Uzaklarda senin saçlarına değil de, başkasının saçlarında dolaşan ellerini hala özlüyorsam

Hala sevilmektesin, hala bendesin
Hala yüreğimde "aşka" demlenmektesin...

Bir zamanlar elele dolaştığımız sokaklarda, anılarımızı ve gül kokunu hala arıyorsam
Saatleri duvarları mıhlayıp, hep aynı şarkıyı dinleyip
Rüzgarın kovalandığı caddelerde sana arkası dönük olanları hep "sen" zannedip
Senin olmadığını anladığımda yüreğimi topuklarımda eziyorsam
Demek ki hala ben de yaşamaktasın
Hala ben de nefes almakta, hala ben de " dua dua " kanamaktasın...

Belki de yaşadıklarım acıdır
Ama aşk her acıya göğüs gerip gideni hala sevebilmektir...
Aşk belki de imkansızlığın dudaklarına mıhlanmış tek kelimedir
Ya da cümlelerin namlusundan, yüreğine saplanan kanlı bir gözyaşıdır.

"Belki de sensiz aşk;
Ayrılığına göğüs gerip, bir yudum gülüşünle hiç gitmemecesine seni yaşayabilmektir..."

"Belki de sensiz hayat;
Ölümün önsözünde birkaç cümlelik olsa da, mutluluğa senin adını yazabilmektir....." 
İsmail SARIGENE

Kimler, ne karalamış... (45) :: Birşeyler karalamak ister miydiniz... ::

30/5/2008 - Ölümün gizli provasıdır ayrılık...!

 

( İsmail SARIGENE )

Kimler, ne karalamış... (44) :: Birşeyler karalamak ister miydiniz... ::

23/5/2008 - Binlerce metreden yere çakılmaktır seni sevmek !!!

Seni sevmek, bir sadakati değil, sadık bir ihaneti sevmektir...
Kaybetmeyi ve her seferinde yeniden başlamayı sevmektir seni sevmek...
Seni sevmek, ayrılığı daha ilk dakikadan kabullenmektir...
Ayrılık çöplüğünde aşk aramaktır seni sevmek...
Cevapsız bir soru, sorusuz bir cevaptır aşkın...
Kaç bilinmeyeni olduğunu bile sayamadığın bir denklemi

çözmeye çalışmaktır seni sevmek...
Seni sevmek, 'olmayacak bir nedeni, gelmeyecek bir gideni' beklemektir...

Seni sevmek, kafandaki hayali aşkı değil,

hiçbir norma uymayan bir deliliği sevmektir...
Seni sevmek, sonsuz bir denize dalmak,

çıkışı olmayan bir tünele isteyerek girmektir...
Cehennemde yanmaya koşa koşa gitmek
tir seni sevmek...
Günahın çekiciliğine kapılmak, şeytanın yap dediğini yapmak...

 Ve ateşi güneş sanmaktır seni sevmek...
Bitmeyen bir filmi sürekli yeni baştan seyretmektir seni sevmek...
Seni sevmek, rüzgara kapılmak, havalanmak, uçmak...

Ve her seferinde binlerce metreden yere çakılmaktır...
Yaralanmış yüzünle, kanlarını temizlerken yine uçmaya çalışmak da
Sadece seni severken yapılacak bir delil
iktir...

Seni sevmek, hiçbir şeye sahip değilken,

dünyalar sana aitmiş gibi mutlu olmaktır...
Seni sevmek, en basit haliyle yalan
dır, her seferinde yeniden kanılan...
Bir kez daha kanmak için aylarca beklenen, bir yalan
dır...
Seni sevmek, herkesin aklına meydan okumaktır...
Tüm doğru şıkları reddedip, bile bile bir yanlışı seçmektir seni sevmek...
Akılla kalbin bitmeyen kavgasını başlatmaktır...
Seni sevmek, kimselere açıklanamayan, kendine bile anlatılamayan...
Lanetli bir hastalık gibi saklanan, tuhaf bir hikayedir...
Seni sevmek bir hikayede hayat
bulmaktır...
Hayatını bir hikayenin peşinden sürüklemek, bir roman karakteri olmak...
Romanın diğer karakterlerince acınarak bakılmaktır...
Seni sevmek, kimsenin göze alamayacağı bir kavgaya girmek...
Ve sonunda kahramanca ölmektir...
Seni sevmek, her seferinde yenilmektir...
Daha güzel
yenilmek için yeniden başlamaktır...

Seni sevmek, dünyanın en güzel
ini sevmektir...
Kendi sevgine bile aşık olmak
tır seni sevmek...
Hiç kimsenin başaramayacağını başarmaktır seni sevmek...
Dünyada en az bir kez mutlaka yaşanması gereken bir duygudur seni sevmek...
Aşkını bu kadar çok olumsuz öğe ile tarif ettikten sonra...
Yazının sonunda, bir kez daha sana aşık olmaktır, seni sevmek...! 

(yazarı bilinmiyor)

Kimler, ne karalamış... (33) :: Birşeyler karalamak ister miydiniz... ::

18/5/2008 - Satır aralarına ördüm yokluğunun sancılarını...!

'' Sen üzülme diye satır aralarına ördüm yokluğunun sancılarını...

Duyup ağlama diye bir saçak altına sığınıp

Şimşek gürültülerinde yutkundum sensizliğin çığlıklarını...''

 

Yüreğinde bir bahar göremeden, kanayan yaralarımı iyileştirmeden çekip gittin...

Gitmeliydin, hiçbir zaman dönmeyecek şekilde yüreğimde sana dair ne varsa alıp gittin...

 Gittin diyorum hiçbir zaman yüreğime gelmemiştin sen...

Evet, bu cümleyi kurmamak için ne savaşlar verdim yüreğimin hücrelerinde bir bilsen...

 Seni üzmemek için acılarımda demlenmiş bu cümleyi hep erteledim dudaklarımdan...

Yalnızlığında depreşen yaralarımı görme diye kalemi kırdım...

İsmini anan dudaklarıma kilit vurdum, seni üzecek tek bir kelime söylemesin diye...

 Sen varken taze tomurcuklar açan kelimelerim, yokluğunda paslansın istedim...

Sen benim canımdın, sana ve gözyaşlarına kıyamadım işte...

 Sana acı vermemek için, yüreğimdeki ''senden'' kaçtım...

 Senin olduğun her yerden uzaklaştım...

 Hayattan, bu satırlardan kısacası her şeyden kaçtım...

 Unutmak için değil, senin gidişini kendimden gizlemek için...

 Gitmelerini erteledim yüreğimin kıyılarında...

 Bitkisel hayata girmiş varlığını, kendi soluğumla yaşatmak istedim...

 Soluğu tükenmiş bir cana, ''canımı'' verircesine yokluğuna anlatan kelimelerden kaçtım...

Canımdan canımı koparıp, biraz daha varlığında gülümseyebilmek için

Kendimi seni hatırlatan kelimelerle avuttum...

 Kendimi ''yalnızlığımla'' aldattım...

 Gidişlerine kaç kuyruklu yalan uydurdum...

Kaç kez kaçınılmaz bu gerçekle aynalarda yüzleşmekten korktum...

Hiçbir zaman dillendiremedim senin gidişini hatırlatan kelimelerle...

Ama yutkunamadım, dudaklarıma kilit vuramadım işte...

'' Hiçbir zaman yüreğime gelmemiştin sen...''

Gece olup herkes evine döndüğünde anladım, senin bir daha dönmeyecek şekilde gittiğini...

Gittin, hiçbir zaman geri gelmeyecektin….

Varlığındayken her gece aradığın vakitlerde, ben hala sen ararsın diye seni bekledim sen kokan köşelerde...

 Seni beklerken karanlıklarla oyalandım biraz, körebe oynadım zamanla...

Kovalayan yalnızlıktı, ben ise sana ve varlığına kaçan oldum...

 Hep yokluğuna ebe oldum bilmediğim oyunlarda....

Gözyaşlarımı avuç içlerimde saklayıp, seni bekledim işte zamanın kör saatlerinde...

 Seni götüren tarihi alnımın ortasında bir mıh gibi çaktım...

Ve hala gittiğin günde hala bıraktığın yerdeyim…

Bir gün gelecekmişsin gibi seni bekliyorum sen kokan köşelerde….

Hatırlar mısın bilmiyorum, senden önceki terk edişlerimi yazdım sana...

 Acılarımı katık yapıp aynı sofrada paylaşmadık mı seninle...

Hüznün içinde umutsuz kaldığımda ''Pes etmeler bize göre değil, yılmakta öyle...

Şimdi hadi tut ellerimden... Gir hadi yüreğimden içeri böyle hüzünlü olduğun zamanlar...

Orada cennetten bir köşe var senin için... Kuşlar, çiçekler, kelebekler...

 Orada biraz mutluluk doldur yüreğine, huzur doldur... Sığınağın olsun orası, sığındığın...

 İçinde akan derede yıkan ve sıyrıl tüm acılarından. '' satırları geliyor dilimin ucuna...

Yüreğim ise her satırında seni arıyor...

Susup bakakalıyorum senden kalan tek hatıra bu satırlara...

Huzur arıyorum gözlerindeki mutluluk ülkelerinin baharlarında...

 Sığınak arıyorum yalnızlığın ayazlarından kaçıp yüreğimi ısıtabileceğim...

Seni arıyorum lakin, yüreğimde bulamıyorum...

 Ruhum gitti derken yüreğim kabullenmiyor gidişine...

Ruhumla kalbim arasında tek başıma kaldım...

Gittin mi, yoksa giden sadece mevsimler miydi bilemiyorum...

 Bildiğim tek bir şey var ...

 Yalnızlığında yetim, karanlıklarda sensiz kaldım…!

İsmail SARIGENE 

Kimler, ne karalamış... (35) :: Birşeyler karalamak ister miydiniz... ::

12/5/2008 - Gecenin bir yarısında, yine bağdaş kurmuş oturuyorsun kançanağı gözlerime...!


Bu gece, yüreğime aralıksız batan sözlerinin acısıyla
Öfkenin kuşatmasında yazıyorum sahipsiz kırılganlıklarımı...
Beni dinle/me...!
Ne öncesini, ne de söyleyeceklerimi, bu defa dinle/me...!

Sana doğru attığım her adımda, üstüme yıkılan duvarın altında kalmaktan
(Ç)atışma içinde geçen dakikaların, gece boyu sinirini taşımaktan yoruldu ruhum...
Oysa bu değildi içimde başlattığım seni kazanma savaşının sonu...
Böyle olmamalıydı...

Ümitleri tükenmeye yüz tutmuş ses boğumlarından çıkamıyor nefesim...
İnadına zorluyorum onca haykırılmış sözlerin sonrasında tenimi...

Oysa özgürlük vaad etmiştim sana, kendimi atarak zındanlara...
Zaman kıskaçlarını açmış yengeç gibi gelirken üstüme üstüme
Kekremsi bir rüyanın yorgun tadını yutkunuyorum, buruşturarak yüzümü...

Sessizliğin çığlıklarına düştüm...

Ne yana baksam sen bakıyorsun kirpiklerimin penceresinden...
Şimdi hangi kuytunda susar avazım...
Yoruldum, hiçbir hikayenin kahramanı olamayacak kadar uykum var...
Başımı koyduğum yastıkta, yokluğundan olma koca boşluklara düşüyorum hızla...

Gecenin yarısında, yine bağdaş kurmuş oturuyorsun kançanağı gözlerime...
Kapak resminde idam ilmeği olan, yeşilimsi bir kitabın hüzün sarısı sayfalarında arıyorum yankısı (ç)alınmış sesimi...
Öykünüp ustama ''sus(may)acak var'' diyorum, yakılmış sesimle...
Sussam içimde (k)anarım seni...

Yine de sargısı boldur yaralarımın...
Uzak şehir özlemleri sürtse de bedenimi, inadına bekliyorum geleceğimi(zi)...
Dört duvarımda yankılanan tüm acılarımı

Ve küflenmiş alışkanlıklarımı tek hamlede infaz edeceğim o gün, bunu bil...

Yeter ki sen toplama valizini ve gitme, bırak inadına dağınık kalsın kızıl saçların…
Üzerine sinen ağırlıklarımla bu gece yarısı, çatkapı arala acılarımı…
Döndür beni yaşam(ın)a...

Bak öl(m)üyorum işte...

İçimdeki sevinçlerin senli sebeplerini desteliyorum yüreğimde...
Aşk’a beş kala sancılanıyorum yine, doğumsuz coğrafyalarda...
Yüreğimdeki amansız savaşın, tenimde açtığı yaraları görmezden gelme...

Kalbindeki sıcaklığa düşür beni...

(D)üşüyorum...!

( yazarı bilinmiyor )

Kimler, ne karalamış... (42) :: Birşeyler karalamak ister miydiniz... ::

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

BayanPipo...

Sustum...! Tuz basıp yaralarıma, ne kadar susulacaksa o kadar sustum! Tam acılarımı haykıracaktım ki, sustum...! Bir çığlık kanıyor demedim en derininde yüreğimin... İçimdeki volkanları boğarak sustum...! Açmadım kimselere yüreğimi...! Hançeri sadece kendime sapladım ve sustum...! Hüznü yüzümde, acıları gözlerimde topladım sustum...! Bir ah sürüp dudaklarıma... Ne kadar susulacaksa, o kadar sustum !!!

...


(Ana Sayfa)
(BayanPipo)
(e-posta)

SessizSenfoni soruyor...
Cannnlar... Sizce ilişkiyi kadın mı yönlendirir, yoksa erkek mi ?

Ben bir kadınım ve ilişkiyi kadın yönlendirir diyorum.
Ben bir kadınım ve ilişkiyi erkek yönlendirir diyorum.
Ben bir erkeğim ve ilişkiyi kadın yönlendirir diyorum.
Ben bir erkeğim ve ilişkiyi erkek yönlendirir diyorum.


Şu Andaki Durum

SENFONİCİLER

kaprislikalp

alienfamey

diloylo

SAKLIisyanlar

giz

hevines

o0nas0o

sessizharflerim

fatihinsatirlari

uzakdost

arzununpenceresinden

laleylicabburcubburleyli

duygularinsairi

yitirilmissevdalar

HamiyetAkan

delimavi32

meleksoylu

mavielbise

feminist1725

poyrazkoy

cigdemyavuz

ayazdaikiyurek

ruhlargemisi

AnemonisT

jadore

1beyazkardelen

AngelSmone

eftihis

okyanustaruzgar

bennns

nuran41

ozunozu

matrakiye

mavikoridor

kutuptayaz2

guldestee

Copyright © by BayanPipo

Ah benim yaralı ruhum... Ah benim insan kusurum... Ah benim isyanlarım... Ah yalnızlıklarım... Gel artık uslandır beni !!! Ah benim iyimser yanım... Ah benim aldanışlarım... Ah benim kavgalarım... Ah pişmanlıklarım... Sus artık uslandır beni... Kaç okyanus geçtim böyle...Kaç denizde yitip gittim... Kırılmış direkler, yırtık yelkenlerle kaç seferden yorgun döndüm !!! Ah benim sevdalı başım... Ah benim şair telaşım... Ah benim sarhoşluğum... Ah çılgın yüreğim... Sus artık uslandır beni !!!